|
I.
öğürerek uyandı.
okula giderken öğüren küçük çocuklar gibi.
gitmek istemeyen...
bıkmış!
kitaplardan defterlerden laflardan edebi değerlerden tarihten coğrafyadan hayat bilgisi ile din kültürünün yer değiştirmesinden ve pazartesi sabahları okunan aptal şiirlerden cumalardan çarşambalardan duyurulardan koridorda ellerini arkasında bağlayan veziriazam müdürlerden o bıkmışlık... kontrol edilmekten bezip ne oluyor lan dediğin ilkanarşi ilkokuldur.
öğürmeye başlarsın.
pantalonunu bacağına kolunu gömleğine geçirdi. çorabını da ayağa. tekrar tekrar tren gibi dizilen çağrışımlarını burnuna.
giyinip binadan çıktı.
sokak dut kokuyordu.
dutların mevsimi kısa olur.
sokak kısa cadde geniş.
yola koyuldu.
bu bir iş yolculuğuydu. o bir ofisboydu. motorlu.
...
hamit beyle ellerinde tuttukları bir evrağa bakarak konuşuyorlardı.
bir zarf.
kapının önünde.
ofisboy kafasını anlar gibi sallıyor.
geçiştiriyor.
anlamıyor...
hamidin lafı bitmeden zarfı çekti aldı indi, motoru merdivenlerin hemen önüne parketmişti.
kıç tarafına bağlı bagaja koydu evrağı, bindi.
hamit koşarak yanına geldi.
"makbuzu unutma ama haa..."
binaya girdi asansörü çağırdı asansör geldi kapı startrek hesabı açıldı.
üçüncü kata bastı.
kabininin içindeki sarı lambası titredi asansörün, motorunun makarası ısındı ağır ağır tırmanıyordu katları.
1hp...
ve zamir.
...
bugün ne yaptın anlatsana dedi.
3lü koltuğa yaymıştı kıçını bacağını tekliye dayamıştı.
göbeğini elledi.
bir sürü olay oldu ama ayrıntıları bilmiyorum sürekli saatin geçmesiyle ilgili bi gün dedi.
uzun kurdun cümleyi
dedi.
evet
dedi.
zaten bir romanın olsa olsa matematiği de bu olur.
dedi
vişne suyunu sehpadan çekti aldı.
bardaktan altı sehpada iz yaptı suyun da birazı orayaburaya damladı.
sen ne yaptın?
hiç
dedi.
yüzü suçluydu içi gergin
ne oldu?
patronum bana 200.000 dolar dedi.
dedi...
sustular.
200.000 dolar az para değil.
şirketten hisse verecek değil ya.
portfolyosunda yönetebileceği para olabilirdi belki.
belki sayısal lotodan çıkan rakamı söylüyordu.
hem patron hem de ikramiye sahibi.
allah patronlara şans verir zaten.
yok bu olmaz 200.000...
acaba 200.000 sıkıntısı var şirketin mi demeye getirmiştir.
sonuç hiçti
nedir bu 200 anlayamadım
dedi.
önerdiği rakam dedi kadın
kimin?
patronumun
niçin
benim için
yani
yapayım diye
kadın kalktı ve adamın elindeki vişnesuyu bardağını aldı
bitmişti
adamın atletine bulaşmıştı
yere de
sehpaya da
şunu içmeyi beceremedim dudağımın kenarında kalmış birazı peçete alabilir miyim
az ye de kendine köle tut diye cevapladı
kadının canı çok sıkkındı.
adam dönüp 3. ligde bir futbol maçını izlemeye koyuldu...
...
(1 hafta sonra)
mali işler departmanına gelen telefon bütün şirketi karıştırmıştı.
öğleden sonra ciro onaylandı rahatladılar hepsi
tüm binadaki gergin 47 kişi ohhh çekti
zor bir iş günü sonrası mutsuzluğu yaşamış ama rahatlamış biri olarak yine dışarı çıktı
bundan sonra başka bir iş huzursuzluğu olmayacağını kim diyebilirdi ki.
hep olacaktı...
...
binanın önünde ofisboyun motosikletinin arabasına yapıştığını hatta kapısını çizdiğini farketti.
ayağa alınmadan öylece dayanmış
sağ ön kapıyı kömürle çizer gibi çizen
dikiz ayanasını eğmiş
185 kiloluk bir demir yığını.
ofisboy geldi
pardon!
patron hamit beyi bankaya gönderdiğinde aşağı indi ve sinirle motoru tekmeledi motor devrildi omzumdan itip beni sen de birlikte git bununla deyip yolladı ikimizi tam 3. ciro onayı gelmişken hamit bey sonra garantideki emine hanımdan imza sirkülerini gayrettepeye teslim etmemi istedi gittim sulhi bey yerinde yoktu beyhude hanım zaten salağın teki faks makineleri çalışmıyordu yandaki kırtasiyeden fotokopi çekip bir nüshasını aldım dönüşte bindiğim minibüsün benzini bitti bütün yolcular aşağı indik taksiciye sordum gayrettepeden kaç numaralı otobüs geçer 875Nymiş gittim durakta bekledim otobüs geç geldi eflatun pitükareli türbanlı kızın çantasını çalmak isteyen o 17 yaşındaki çocuk otobüsten inerken şöför bunu kolundan tuttu ben de yardım edeyim dedim çocuğu yakaladık polisler geldi ifademizi aldı geciktim arabadaki çizik için çok üzgünüm
dedi
dertetme dedi
birlikte motoru kaldırdılar.
...
3lü koltuğa geçip kumandayı eline aldı
1. lig maçları haftasonu olduğu için yine 3. lig maçlarından birini açtı
tunusta çiğ domates tüccarı bir ailenin oğlu olan maopaçero isimli futbolcu gol yollarında sağkanattan takımın kahramanıydı yine
rövoşota denemeleri bir harikaydı
gol ofsayttı
kadın taze sıkma portakal suyuyla çıkageldi
vişnesuyu yok mu dedi
yok
iş nasıl geçti
200.000 doları aldım dedi kadın
ha bunu hatırlıyorum dedi adam
geçenlerde bir çek almıştık karşılıksız çıktı
meğerse bu çekin sahibi
bizim belkıs var ya hani
polyester bidon üreten fabrikanın patronu ibrahim tezamaç istemiş bunu görmeyi bizim patron da kızı ikna etmem için benden rica etti yemeğe çıksınlar beraber diye
ee.
dedi adam...
kız muhacir mavi gözlü uzun boylu sarı başlı ama babası bir nakliye şirketinde bekçi şirket narkoz ticareti yapıyor atom moloküllerini ayrıştırıyorlarmış ortadoğu üzerinden hollandaya sökük çorap paketinde satıyorlarmış dikiği.
ben de belkıs'a dedim bak kızım hayatın kurtulur adamın işi iyi 200bin de babana başlık parası verecek, konuşurum babanla he derse eft yapar işi pişiririz
iyi bir ünvan iyi bir çevre git yemek ye en azından ölmezsin ya dedim
a
u
a
i
dedi adam...
belkıs tamam dedi işte.
kızı süsledik.
alladıkpulladık.
buluşturduk.
bunlar pek beğenmişler birbirlerini.
ibrahim bey o gece kızın ağzından girmiş burnundan çıkmış ve the marmaraya gitmişler beraber the sarmaş the dolmaş..
artık ben diyeyim ahlaklı sen de ahlaksız teklif.
...
II.
uzun zamandır işsiz olduğum için motorla geziyordum ve bir kitap yazmaya kararlıydım.
jiplerden benzin çalmaktan birahanelerde bardak kaldırmaktan bıkmıştım.
penceremin aralık olduğu bir akşam sonbahardı diye hatırlıyorum
kitabımı yazmaya karar verdim bir bilgisayar karşılığında 3 ay motorlu ofisboy olarak çalışmak için anlaştık polyestercilerle
ben sadece verilen görevleri yapıyordum gerisine aldırmıyordum kalaşnikof yahut kokain taşımıyordum ya
zarf marf çek mek.
kafam talaşa dönmüştü belki bir çıkar yol bulmak istiyordum belki de hiç bulamamak ne olduğunu
çaycı özen dayısından bahsetti ben bunu zen diye anladım zaten sonra da kabalcı kitabevinde bulduğum zen üzerine kitaplara yatırdım tüm paramı
bir gün kırda bir ot gördüm
aslında sıradan ama neyin ne olduğunu bilmek için umut sağmam gerekiyordu dağlardan çayırlardan yaylalardan koyun tavşan şeklinde bulutlardan
insanın ilk hayal tasviridir bulutlar bunun için uçmak isteriz diye düşündüm
o gün zen'i bıraktım uçmaya karar verdim
artık pilot olacaktım
tam olamasam bile
copilot...
şirket krize girdi çıkardılar beni 2 aylık ücretsiz izne
bir yazar arkadaşım dedi ki bana yardım et
sen iyi bir ofisboysun hem iyi şeklalıyor kafanda hikayeler biraz da beraber gezelim ben arabayı sürerim sen haritaları açarsın
tem
cameltrophy
amsterdam
riodejenerio
kalkıp oralara gittik ve ben oldum gerçek bir copilot
asla olamayacaktım edebiyatın solisti ama neden olmasın yardım ediyorum birine motorum da var bunu önemsiyorum çünkü otobanda hayal kurmamı sağlıyor boşlukta yüzüyorum kaskım başımda kendi başıma
ücretsiz iznim bittiğinde ilk iş günü bana bir çek verdiler standart görevim yine
dediler ki git şunu ciro ettir muhasebecinin adı hamit
bir mamut gibi eskiden kalmış çıkarları var banka şubesinden kaçabilir yozgata
bir yığın şey oldu her biri birbirinden sıkıcı ama bitti ramazandı iftara doğru geldim şirkete.
...
III.
onur beyin arabasına yapışmıştı motorum yine kırılmıştı dikiz aynam canımı yakmıştı tüm bu sadakat yeminleri hayatın kaldırdık motoru yerinden biraz yere benzin dökülmüş eğilip telef olmasın diye ekmek bandırdım
bir sigara içer misin dedi onur bey
olur dedim çakmağı çaktı
benzin alev aldı yandı motorla araba
dağa çıkacaktım sonra da uçacaktım kalmadı geriye bir şey
çömeldimkaldım
ellerimle tutuyordum başımı
böğürerek patladı deposu motorun
suratım artık aldırmaz bir hale dönmeye çalışıyordu oysa içim cız ediyordu ifademin karşılığı yoktu ve onur beyin yüzü gözümün önünde bitti soluğu gazoz kokuyordu 100.000 keş ister misin dedi şu gezginliğine son verecek küçük bir hediye şirketten (çüş)
ertesi gün cebimde 100.000 ile kurcalıyordum tüm bakırköyü
hazerfana gittim...
orda uçmayı öğrendim.
en öğrenmek istediğim şeyi...
düşmeden kim uçmuş.
...
IV.
dikine dikdörtgen farıyla o çirkin sarı renkli 75 manda kasa mercedes mahalleye girdi.
sokakta bir kımıldanma oldu.
kasap bakkal nalbur kahvehaneye 50 metre uzaktaki kaldırımda tahta sandalyede oturan derviş abi bilye oynayan oğlanlar seksekçi kızlar yarı kapalı zeynep yenge mini etekli şermin kasap pala ramazan ayaklı gazete lafların bir numaralı cambazı ve olmayan olayların olmuşunu yazan ve önce karşısındakini sonra da tüm bir muhtarlık arazisini buna inandıran sütçünün karısı suna ve balkondakiler kapının önündekiler hepsi birden arabayı gözleriyle takip ettiler.
cümleyi değil.
arabanın içinden uzun boylu gür saçlı ispanyol paçalı iri yakalı gömlekli çift cepli ama pantolonuna sokulmuş etekleri deri kemer ve rugan ayakkabılarıyla rıza indi.
kıyamet günü yaklaşıyor ya da panayır oluyor gibiydi.
oysa sadece evine giden bir adamın güzel bir arabası vardı.
o dönemin en dikkat çeken beyazından farları dik dikdörtgen kapıları nikelaj bantlı jantları jambonlu sucukları.
rıza, ofisboyun babası rıza...
ertesi sabah oğlanı okula götürmek için çok erken kalktılar.
ön koltuğa kuruldu.
yolda biryerde müdürü aldılar.
müdür önemli bir adamdı.
babasının arkadaşıydı.
babası arkaya geç dedi.
geçmek istemedi.
çünkü torpidogözünün kıyısındaki havalandırma ızgaralarıyla oynamayı seviyordu.
oysa müdür öne oturmalıydı.
sinirli sinirli indi geçti.
adamın ensesine baktı.
jiletle alınmış kızıl lekeleri olan parlak bir ense.
camı omzunu sallandırarak açmaya çalışan aptal bir adam.
dev gibi 2 müdür olmuş ön tarafta konuşuyorlardı.
ama konuyu anlamadı.
okula geldiklerinde derse babasının da gelmesini istedi.
beraber oturabilirlerdi sırada.
babası gelmedi.
müdür geldi.
ama sınıfa girmedi.
hele aynı sırada hiç oturmadı.
okul sıkıcı bir şekilde bitti ilk gün.
öğretmen yatay bükük eğri dik çizgilerden deftere doldurmaları için bir ödev verdi.
bu çizgilerden milyonlarcasını çizmek gerekiyordu.
o akşam teyzesine gittiler.
orada çizgileri çizdi.
teyzesinin oğlu evde beslenen civcivlerli kuru ekmekle besliyordu.
civcivleri karton kutuya koydular.
kutunun içine bir ampul...
ışığı açtılar.
kutu aydınlandı. kuru sarı masalımsı bir gece lambasına dönüştü.
neden yakıyorsun lambayı uyuyamazlar ki
dedi
ısınıyorlar bununla dedi teyzesi
ampüle dokundu
sıcaktı
defteri kapadı.
o gece orada kaldılar.
uyurken koltuğa kaçırdı.
sabahleyin annesi ıslak sabunlu bezle koltuğu güzelce temizledi.
babasıyla arabaya bindier.
müdür bu defa gelmedi.
öğretmen çizgilere bakmadı. sırada yanına kimse oturmadı.
...
gecenin bir vakti uyandığında kapıdan salonda babasını elindeki kocaman bıçakla ortalıkta dolaşırken gördü. bıçak salçalıydı.
salona, yere baktı.
halıya salça dökülmüştü.
duvara da. biraz da masanın ayağına.
doğruldu.
yatağın yayı gıcırdadı.
babasıyle gözgöze geldiler.
o büyük gözler.
dünyanın en büyük en parlak en kızgın gözleriydi.
babası kapıyı yüzüne kapadı.
kilitledi.
açlıktan çok sinirlenmiş olmalı dedi.
uyudu.
...
yağmurlu güzel bir sabah.
pencereye bakan ağaçta yüzlerce kuş.
cıvıltılar.
içinde mavi tonlar olan gri bulutlar.
bulut aralığında biraz güneş.
kalktı çocuk.
okul formasını giydi.
okul çantasını doldurdu.
okul flamasını koltuğunun altına sıkıştırdı.
okul cümlesi bitti.
kapıyı açamadı.
derse gitmemek ne güzeldi.
yatağa döndü.
yorganın altına girdi.
hohladı.
yorganın altı kendi soluğu ve sabun kokuyordu.
biraz daha uyudu.
yeniden uyandığında kapı hala kilitliydi.
çantadan defterleri çıkardı.
kendine ödev verdi.
zikzaklar çizdi.
3 sayfa boyunca çizdi.
yoruldu.
içeri seslendi.
kapıyı açmaya çalıştı. olmadı.
pencereyi açtı.
hava kararmaya başlamıştı.
babası uyuya kalmış olmalıydı.
ya annesi... o da galiba. derin.
annesi uyuyorsa o da uyumalıydı.
ama önce çantada dünden kalma kurabiyelerden yedi.
...
(30 yıl sonra)
işletme okumak istememişti.
okudu.
okulu sevmemişti.
bitirdi.
çalışmak istememişti.
çalıştı.
iyi bir iş buldu.
biraz para kazandı.
motorsiklet aldı.
tam 7 kere düştü.
birinde kolun çıktı.
ikincisinde kasık kemiğine platin taktılar.
üçüncüsünde burnu kanamadı kafası kırıldı. 4 5 6 7... arızalarla bitti.
en son çalıştığı yerde bir hemşerisiyle damacana su satan bayilerden açmaya karar verdiler. küçük bir pikap aldılar.
su dağıttılar.
mahalleden bir kıza gözkoydu.
istedi. verdiler.
evlendiler.
4 çocukları oldu.
istanbul belediyesi barajlarda yaptığı entegre klorür temizleme çalışmasıyla günün belli saatlerinde musluklardan içilebilir su vermeye başladı.
sucular birer birer kapanıyordu.
bunlar da kapandılar.
mecburen.
borçlar birikmişti.
evin kirasını ödeyemez hale geldi.
eve zeytin götüremiyordu.
çocuklar açtı.
karısı susmuyordu.
zaten sonra da tezgahtar olarak bir işe girdi.
çorba kaynamaya başladı.
mahalleden çocukluk arkadaşı nihatla kahvehanede oturmuş akşam içme planları yapıyorlardı.
ikisi de motorcuydu.
nihat da yükseklisans yapmıştı ama bir şirketin muhasebe departmanına bağlı bir ofisboy olarak çalışıyordu.
hatta o gün doktara da yapalım amına koyayım kararı aldılar.
nihat recebin bu son hallerine çok üzülüyordu.
dün bana piyango gibi bir 100bin çıktı dedi.
nerden dedi recep.
bence piyangodan.
hadi yaa dedi reco.
ne sandın yaa dedi niho.
berikisi gezelim yer içer sıçarız
gezeriz tozarız atarız tutarız yaparız bozarız çalsın sazlar oynasın yazlar oy nurcanım nurcanım kurbandır sana patlıcanım dedi.
plan güzel ortam müsaitti.
...
taksiye değil motora bindiler.
gezdiler içtiler viski ve bitter çikolata alıp nihatın evine gittiler.
sabaha karşı kapı çaldı.
adamların beyinleri bin parçaydı.
kapıyı açınca bir de ne görsünler.
nihatın alt komşusu sudo yani sudellah bin yezid
oysa bu adam reconun alacaklılarındandı
reco biraz rahatsız oldu
sudo da
niho anlamadı
hala viski ve bitter çikolata vardı
içeri gir sana içecek bişeyler hazırlayalım sürsün muhabbet dedi niho
sudo zaten içkiliydi setin sesini açık bırakmışınız ne yapıyorsunuz bakayım diye geldim dedi
sofra lunapark gibi döndü
nihat dedi ki yeter ben gidip uyuyayım
sudo buna bozulmadı
reco bozuldu ama
nihat sızdı
sabah kalktığında herkes gitmişti.
nihat bitmişti.
mercimek bey işe geç geldi diye ağzına sıçabilirdi.
duşa girdi.
sonra da yatağa geri dönüp uyumaya devam etti.
iş gitmiyorsan evvelden hazırlanmış bir yalan her zaman vardır.
yaşasın zigzagçı proleter sınıf.
...
yatakta düşündü ki, sınır ötesi operasyon yapılmalıydı.
...
ve sonra zaten feysbuk ve twiter çıktı.
ağzımıza sıçtı...
|