|
Son Şiirler
İstanbul Güzellemesi
1 Hilkat yılı 4835...
“Bu şehr-i Stanbul ki...” masal kentidir.
‘bir zamanlar, Kydaros ve Barbyzes derelerinin kavuştuğu bereketli topraklar üzerinde ve Bosphorus çayırlarında keçiler, geyikler oynarmış...
(ah Ameltheia! Semystra mermer taşlarında durur toynak izlerin hâlâ!)
Delphoi kâhini müjdeler seni...
anlatır Homeros, Byssos adlı deniz feneri bekçisini...
sis perdesi altında, Zeus’un bir aşk öğlesonrası, ve İo’ nun Mona Lisa tebessümü!
Hera’nın hırçın sözleri... kaçışı İo’nun inek kılığında...
(Keras kıyısında doğurur boynuzlu çocuğu! Kereossa adıyla sunakta kutsanır bebek!)
su perisi Semestra gelin eder genç kızı, Posseidon’a...
kutlu bir gün olur, doğumu Byzas’ın.
(daha çocukluğunda öldürür; mitolojik canavarı...)
edilir tanrılara kurban, beyaz boğa. okunur, iç organlarından gelecek!
masal bu ya! bir kartal, kapar yüreğini kurbanın bırakır burnuna Bosphorus’un...’
(söylence, kurdurur Byzantion kentini yarı tanrı Byzas’a...)
2 dikili taşları, sütunları;
Firavun Tutmozis III obeliksi, üzeri resim yazılı Heliopolis hediyesi, antik Mısır’dan... Çemberlitaş, Apollon mâbedine ait bir dikit, Roma’dan...
unutulmuştur Cerrahpaşa’da evler arasındaki zafer anıtı Arkadius sütunu!
ve
Gotlar sütununu süsleyen Korent başlık üzerinde yükselir, koca Byzas!
(sürükler geçmişi peşlerinden.)
surları, kuleleri, kapıları;
(genç hükümdar, Eğrikapı önünde... gökgürültüleri; balyemezler, çakalozlar, şaklozlar, şaykalar ve ‘Şahi’ isimlisi... ağır bir yağmur!)
Yedikule Zindanları; (birinde Genç Osman yatar.)
hisarları, kaleleri, fenerleri;
(ey Boğaz ile Marmara’nın birleştiği yerdeki fener, üzümün tadı mı, yoksa karayazı mıdır alnındaki? ah, sevginin solgun yüzü, öykülerde dinletir kendini!)
türbeleri, camileri:
(Eyüp, Fatih, Bayazıd, Vefa... Atikali, Mahmutpaşa, Validesultan...)
Kiliseleri: (St. Esprit, Surp Hovhan Vasgeperan, Havariyyum, St. Antuan...)
dünya kardeşliğine atılan birer imzadır hepsi!
sarayları, köşkleri:
(Topkapı, Aynalıkavak, Yıldız, Dolmabahçe, Beylerbeyi... Kasr-ı Neşat, Cedvel-i Sîm...)
yaşadılar, iyi ve kötü günleri...
çeşmeleri;
(Ahmet III’ den damla damla dökülür Urfalı taş ustasının alın teri!) güzelim ağaçlar ki; (çınarları, tarih yazar!)
mesire yerlerinde beyaz, aşı boyalı evlerin düşer aksi Kâğıthane, Göksu’ya...
yüzdürür Nedim, üç çifte kayığını Haliç’in duru, mavi sularında...
anlatıverseymiş; iğne oyalı, feraceli kadının âguşundaki udu...
mızrap yerine ince, zarif parmakların uzatılmış pembe, uçuk cilalı tırnaklarıyla teller üzerindeki dokunuşları...
o ‘kırlangıç’da meşk edilen Buhûrîzade Mustafa Itrî Efendi bestesi, segâh yürük semâi, Nef’î imzalı gazel:
“Tûti-i mûcize gûyem ne desem lâf değil.”
oynaşır dalgacıklarla kayık, yekenin ardında çürük su, sonsuza uzanır...
kızların zerafeti, Osman Hamdi Bey’in ‘Gezintide Kadınlar’ tablosunu anımsatır! duyulur; neş’eli gülücükleri:
“Beli yârim beli dost Beli mîrim beli dost Beli ömrüm beli dost.”
(anılar, çıkartır yeşilden başını sevdalanır!)
3 akar akar akar zaman...
kent üzerine kurulur uygarlıklar...
insanlar; acılı-sevinçli, umutlu-umutsuz...
“Eski bir evde olmak, orda, Eyüpsultan’da;”
çekilir inzivaya Ziya Osman Saba. hisseder; gölgesiz servilerin altında, demir kalemle işlenmiş rika yazılı mermer mezartaşları arasında, Haliç’den esen meltemi! ve dinler; bir gezginin dar-ı dünyadan göç etmiş ruhlarına okuduğu Fâtiha’yı! tırmanınca yokuşu, Piyer Loti!
kahve molasında Âziyade görünmez ama, eskil kır kahvesi önünde bir grup kızılçam basar deklanşöre;
(Eyüp, Sütlüce, Balat, Kasımpaşa, Galata, Süleymaniye, Sultanahmed, Ayasofya...)
kapanır diyafram...
düşer yılların gölgesi gümüş iyodürün bilincine, duyulur yakınmaları:
‘bıraksaydınız yangınlara doğardık küllerimizden!’
ah geçmişin hüznü! çöküyor içimize, dünün kalb ağrısı...
sürüklüyor; ezelden ebede kentin derinliğine bizi!
o insanlar ki;
ayakları; ökçesiz, yumuşak deriden süslü, rugan ayakkabılı...
başları; serpuşlu, kavuklu, fesli...
üzerleri; mintanlı, entarili, kaftanlı, şalvarlı, binişli, cübbeli erkekler...
feraceli, hotoslu, uzun etekli, çarşaflı, yeldirmeli kadınlar...
(fırlamışlar, Matrakçı Nasuh’un kayıp gravüründen sanki!)
4 “Git bu mevsimde, gurup vakti, Cihangir’den bak!”
Yahya Kemâl, İstanbul, sevgilisi!
doğar Marmara, Boğaz’ın dölyatağından!
Karşıda; Kadıköy, -Körler Ülkesi- adalar...
(Üsküdar, Kuzguncuk, Beylerbeyi, Çengelköy, Kandilli, Kanlıca, Beykoz... Beşiktaş, Ortaköy, Bebek, Emirgân, İstinye, Sarıyer... kolyedeki inciler!)
oturmuştur Urumelihisarı’na fakir Orhan Veli, zamanın içinden seyreder; seni, beni ve sudaki izleri...
5 milenyumdur şimdi, değişmiştir kentin doğası.
(farkı yoktur avrupalı kentlerden...)
bugün Fazıl Say, Aya İrini’de seslendiriyor kendi bestesini; flüt ve piyano için Prelüdler...
alkışlar alkışlar alkışlar her dilden insan elleri...
|