|
> >
Sahtekar Hathorlar... |
Uzerinden sittin sene gecti. Artik anlatmanin vaktidir...
Yanlis hatirlamiyorsam 2000 yillarinin ortalariydi. Gunlerden bir gun Tophane'de pofur pofur demlenirken bir arkadasim: "Hathorlar diye bir kitap okuyordum ya iste o kitabin yazari bugun Akatlar Kultur Merkezi'inde seminer veriyor. Gelmek ister misin?" diye sormustu. Ben de "Hayir" demistim. ancak arkadasim seminerin ilk gununun bedava, ikinci gununun parali oldugunu soyleyince "Ilk gunu bedava ise gidelim o zaman" diye gevseyivermistim.
Simdi bilmeyenler icin kisaca ozetleyeyim. Bu Hathorlar uzayli. Vakti zamaninda Misir'a inmisler. Sonra yallah fezadaki memleketlerine geri donmusler. Neden Misir'a gelmisler bilmiyorum. Hadi madem o kadar yol tepip gelmisler, niye zengin kalkisi yapip geri donmusler onu da anlayabilmis degilim. Merak ediyorsaniz alin kitabi okuyun. Kitabin yazari da Tom Kenyon diye Avustralyali bir adam ve Hathorlar'la yirmi kusur senedir iletisim halinde oldugunu iddia ediyor.
Her neyse. Akatlar Kultur Merkezi'ne girdik. Onlerden bir yer bulup oturduk. Salon agzina kadar dolu muydu hatirlamiyorum ama iceride bayagi insan vardi. Tom Kenyon geldi ve sahnenin ortasina yerlesti. Onunde uzum sepeti buyuklugunde, acik pembe renkli kristal bir canak vardi. Biraz Hathorlar'dan bahsetti. Sonra bir sopa cikardi ve sopayi onundeki canagin kenarinda dolastirmaya basladi. Canaktan ayni sarap bardaginin tepesine parmaginizi surtunce olusan seslere benzeyen, fakat daha yuksek ve daha ahenkli sesler cikmaya basladi. Tom Kenyon eger gozlerimizi kapayip sesleri dinlersek meditatif ve ilginc bir tecrube yasayacagimizi soyledi. Eyvallah deyip gozlerimi kapadim. Canaktan cikan sesleri dinlerken birden gozumde ayni gozunuz kapaliyken birinin yuzunuze el fenerini tutmasi gibi bir isik cakti. Bes saniye sonra ayni isik yine belirdi. Sonra tekrar belirdi. Cok meraklandim. Gozumu de acamiyorum cunku Tom Kenyon amca "Yumun gozlerinizi yoksa meditatif olmaz" dedi. "Soyle goz kapaklarimin arasindan birazcik baksam belki Hatorlar anlamaz" diyerek kisik gozlerle sahneye baktim. O anda hersey buyusunu yitiriverdi. Kisacasi Tom sopayi canagin etrafinda cevirdikce kolundaki saatin cami sahne isiklarini seyirciye dogru yansitiyor ve bu yansiyan isiklar kapali gozlerimizde bir nur gibi beliriveriyordu. Esas uzucu olani seminer sonrasinda izleyicilerin bazilarinin aralarinda "Yahu muzigi dinlerken gozumde hakikaten simsekler cakti vay be" diye konusuyor olmasiydi...
Simdi Tom Kenyon bizi kekledi diye butun kainatin gunahini almak olmaz. Gavurlar (Bilhassa NASA) her gun fersah fersah uzakliklarda yeni gezegenler kesfediyor. Surdakinde su bulduk, burdakinde hidrojen var diyor. Eminim birgun bir gezegende basi ayri kici ayri titreyen bir varlik kesfedecegiz. Ancak insan irki olarak daha buradaki hayatin degerini anlayamazken uzaydakini kurcalamaya hakkimiz oldugunu zannetmiyorum. Fakat surasi kesin ki, uzayda hayat varsa hakikaten boktan bir sey olmali. Baksaniza elin Hathorlar'i bile vakti zamaninda gezegenimizdeki hayata imrenip buralara kadar gelmisler. Hos kalip bir cayimizi icselermis keske. Hem yengeleri karpuz da keserdi onlara. Kimbilir belki bir dahaki sefere.
|